EDA ATALAY

 edaatalay@yahoo.com

 

Fotoğraf:

Erol Barış 

 

 

YAZILAR

Jeanne d’ark’ın öteki ölümü…

"Boşluğa karışmak","Kaybolmak" ve "Ölmek"

YERSİZ OYUNCULAR…

ÇOK GEREK YOKMUŞ!!!

 
Prof. Dr. Michael Hofmann semineri

ÇOCUK OLMAK Çocuk olmak?!

YAVAŞ YAVAŞ OLUŞTUK!


SÖYLEŞİLER

GENÇLİK VE TİYATRO

YERSİZ OYUNCULAR

GÜLSÜN ODABAŞI
 


DÜNYADAN GENÇLİK TİYATROLARI

Kanada Manitoba Gençlik Tiyatro’su

Lorraine Kimsa Theatre for Young People

 
AVUSTURYA COMPAGNIE SMAFU TOPLULUĞU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MERİH  ERMAKASTAR

Mimar Sinan ve Bilkent Üniversitesi Trompet ve Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nü bitiren Merih Ermakastar, kendisini “En ünlü ünsüz” olarak tanımlıyor. Sanatın birçok alanında çalışmış ve yer edinmiş bir isim. Sağlam adımlarla ilerlemeyi tercih ediyor.

Şu güne kadar çeşitli röportajlar yaptım. Ancak sanırım en zoru oldu benim için. Bunların sebeplerinden biri kişisel olarak tanıdığım bir isim olması diğeri de sadece bir alanda ismini duyurmuş olmaması.

Röportajda kendi internet sitesinde bulunan sevenlerinin de yolladığı birkaç soruya yer verdim. Çünkü sorularımla yanlı davranmak istemedim. İnsan tanıdığı, sevdiği, örnek aldığı, her önemli olayında kendisine danıştığı biriyle röportaj yapınca dengeyi zor tutturuyormuş. Bu röportajın iyi çıktığını düşünmemin sebebi Ermakastar’ın sabrı, iyi niyeti ve değeridir. Hatta benim yazı yazmaya başlamamın, .
yazılarımın yayımlanmaya başlamasının ve röportajlar yapmaya başlamamın sebeplerinden biri de kendisidir. İlerde istediğim yerlerde olursam da en büyük sebeplerinden biri yine kendisi olacaktır

Yazılacak çok şey var tabi ama röportaja dönmek istiyorum artık. Keyifli bir ortamda, çok yönlü bir röportaj…

Sizi hem dizilerde, hem sahnelerde, hem müzik hayatında gördük şimdiye kadar. Tek başınıza yapmış olduğunuz bir televizyon programınız da vardı. Hem oyunculuk hem müzik?  Peki, hangisi asıl?

İkisi de asıl benim için. Ayrıca bir asıl olan şey de var ki o da dublaj. O da artık asıl. Birisinden vazgeçebilme gibi bir lüksüm yok. Evet, enerjim bölünüyor, ama hepsini yaparken aynı hazzı alıyorum Bu çok önemli bir şey.

Oyunculuk okuduktan sonra, gitar çalmayı öğrenip müzisyenlik yapsam ve “Hangisi önemli senin için?” dense tabiî ki oyunculuk. Ya da müzisyenlik yapıyorum, aynı zamanda da dizilerde oynuyorum. Yine sorulsa “Tabiî ki müzisyenlik” dersin. Ama ikisinin de eğitimi konservatuardan temelden aldığın zaman, tadını en dibinden aldığın zaman buna karar verebilme şansın olmuyor.

İkisinden de vazgeçemiyorum. Ben oyunculuk yapmayı çok seviyorum. Tiyatro çok kutsal. Ben özel tiyatrolarda da tiyatro yapmayı denedim. Yapmış olduğum emeğin karşılığını alamadığımı gördüm. Bir emek veriyorsan bunların karşılığını hem alkış olarak hem de maddi olarak almalısın. Ben eskiden her zaman manevi hazlardan hoşlanan bir insandım. Fakat yaş büyüdükçe maddiyat maneviyatla dengeleniyor.

Ama bunu bütün tiyatrocular yaşıyor!

Evet, hepsi yaşıyor. Ben üniversitede okurken de söylüyordum. Dublaj da yapıyordum, dizide oynuyordum. Ama bunları yapmamım bir sebebi vardı. Ben Mersin Devlet Opera Balesi’nde trompet sanatçılığından kadrodan istifa ettim. Yani 17 yaşında girip 21 yaşında istifa ederek, 3 senelik genç de olsam bir hayat tecrübem vardı.

 Tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra zaten bunları yapacağımızı biliyordum. Konservatuar tiyatro bölümüne giren her genç arkadaş mezun olduktan sonra kapıda bütün tiyatrolar mezun insanları bekliyor sanıyor. Yok, aslında böyle bir şey. Okurken o heyecanla okuyorsun belki; ama ordan çıktığın zaman sizi bu beklemiyor. Ben bunun bilincinde olarak oraya gittim. 

Oyunculuğun temelini, eğitimini öğrenmek için gittim. O dönemde sınıf arkadaşlarımdan bazıları benimle sahne çalışmadılar. Ben dizide oynuyorum diye ya da dublaj yapıyorum diye. Ama mezun olduktan sonra dublaj yönetmeni oldular. Ya da dizilerde yer bulmaya çalıştılar. E zaten yaptıkları da çok doğal ve normal şeyler Buna istersen o dönemki öngörülerinmiş ve doğru çıkmış de, iş tecrübesi de, hayat tecrübesi de ama bir gerçek var ki o da bu.

Peki, onlar bunları bilmiyorlar mıydı?

Farkında değillerdi. Çünkü liseden mezun olup oraya geliyorlardı. Özellikle benim okuduğum dönemde çok değerli hocalarla çalıştık, hep önce okul, önce tiyatro, önce burası, hep öncesi vardı okulun. Ama üçüncü sınıfa gelene kadar genellikle böyle.

Ben yine oyunculuk müzisyenlik ayrımına gireceğim ısrarla belki ama. Bu ikisinin yükü sizi yormuyor mu, beyin olarak?

Evet, çok zor. Ancak diyelim ki oyunculuk yapıyorsun ve bunu yaparken müzisyenliği özlüyorsun. Beste yaptığın zaman oyunculuğu özlüyorsun. Dublaja girersen de “Özlemişim” diyorsun. Ama sadece dublaj yapsan, dublaj senin için hayatta bir rutin olacak. Aslında çok meslek sahipli olmak senin hayata karşı daha açık görüşlü olmanı ve potansiyel olarak daha istekli çalışmanı sağlıyor. Zaten bunlar birbirinden çok uç olmadığı için zorluk olmuyor.

Bu dallarda asıl hedef nedir peki?

Kendi yapmış olduğum müziklerden oluşan albümüm olmasını, performansımı tam anlamıyla gösterebileceğim rollerde oynamayı ve gerçekten çok önemli rollerde oynayan insanlara ses vermeyi istiyorum. Buraya gelene kadar yani beş altı yıl öncesine kadar hep “Bunda da, şunda da, bitanesinde de çok iyi olmaktansa hepsinde iyi olmayı tercih ederim” diyordum. Şimdi de diyorum ki “Ben kendime göre, belli bir noktaya gelmiş, iyi orta ya da vasat sayılabilir; ama benim görüşüme göre hepsinde iyi denen, gelinmesi gerekebilecek bir noktayı tutturdum.” . Şimdi hedefim bu çıtayı bir üste daha çıkarmak. Bunların hepsinde çok iyi ya da iyinin üstünde olmak.  

Binbir Gece dizisinden sonra da yine başka bir projede hem senaryosuyla, hem ekibiyle çıtayı yine orda da yükseltip güzel bir rol oynayabilmek ve o rolün hakkını verebilmek istiyorum E orda da popüler olursun, ama orda da yapabileceğin bir şey pek yok artık. Ama bu fikirlerim değişmeyecektir. Yaşayış şeklimin değişmemesine özen göstereceğim tabi.

 

Sizi izleyenlerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çemberimde Gül Oya, Üzgünüm Leyla, Binbir Gece dizilerini izleyenler bana hep olumlu tepkiler yolluyorlar. Ve hep akıllarında kaldığını belirtiyorlar. Rolüm çok fazla olmamasına rağmen orda o rolün hak ettiği şekilde davrandığımı söylüyorsa insanlar yine iyi. Yine başka bir insanı seslendirirken  “Ben kendi seslendiriyor sanıyordum” diye yönetmene iletmesi insanların bu bana çok büyük haz veriyor.

 

Duruşunu çok iyi belirlemen gerekiyor ayrıca. Bir anda parlayıp bir anda yok olan o kadar çok insan var ki. Medyada orda burada görünüp, çok önemli dizinin çok önemli oyuncusu olunabilir, korkunç paralar da kazanılabilir. Son model arabalara binip dolaşabilirsin Ancak iki yıl sonra kaybolabilirsin. Çünkü boşsun. Sonra arabanı da satıyorsun.

 O şekilde geldiğin zaman insanlar senden bir süre sonra bunalıyorlar. Popüler kültür dedikleri de bu işte. O anda popüler. Sonra at çöpe gitsin. Öyle olmamak için de sindire sindire yavaş yavaş gelmek gerektiğine inanıyorum eğer bir yere gelinecekse.

 Sizi en son  “Kuğular Şarkı Söylemez” oyununda gördük.

Evet, ben oyunu ilk okuduğumda çok etkilendim. Metin gerçekten çok özel, mesajlarıyla, karakterleriyle belli bir yere oturmuştu. O yüzden çok beğendim. Okuduğumdan oynadığım rolü benim oynamam gerektiğini düşünmüştüm zaten. Nasıl oynayabileceğimi düşündüm. Oyundan sonra gelen olumlu ve olumsuz eleştireler de gayet doğru, dozunda ve ölçülüydü.

 

Peki, sonra tekrar tiyatro sahnesinde görmememizin sebebi tiyatro işinin çıkmaması mı yoksa diğer işlerin yoğun olması mı?

Dediğim gibi tiyatro çok emek isteyen bir şey. Karşılığını ülkemizde çok fazla alamıyorsun. Aylarca vaktini provalara harcaman lazım. Maddi hiçbir beklentinin olmaması lazım. Ama ben böyle bir şeyi şuanda düşünemiyorum maalesef. Çünkü yeni evlendim ve bir tarafta da hayat devam ediyor. Sen bunları düşünüyorsun. Hayallerini kuruyorsun. Fakat bir tarafta da hayat devam ediyor ve ev kiranı da provaya gittiğin gün sayısı ile ödemiyorsun.

Bu mesleklerin olmasaydı başka şunu yapabilirdim diyor musunuz peki?

Hiç düşünmedim. Hiç bilmiyorum. Çünkü hepsi hayatım ve çok küçük yaşta hepsine başladım. Direkt kamerayla 8 yaşında iki filmde karşılaşınca, 9 yaşında piyano hayatına girince, 12 yaşında trompetle karşılaşınca böyle düşünme şansın da pek olmuyor açıkçası.

Bu röportajda bir farklılık yapmak ve Merih Ermakastar’ın internet sitesindeki üyelerinden, eğer akıllarında Merih ile ilgili sorular varsa sormalarını istedim. Şimdiki sorularım sevenlerinden gelen soruların birkaçı.

Sevenleriniz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben kimseyi hayran olarak görmediğim için o modda bakamıyorum olaya. Ben onları arkadaş olarak da değil, aileden biri olarak da görmüyorum. İnce bir çizgi bu. Adı konulmuyor. Bu popülaritesi daha fazla olan insanlar için geçerli bir şey. Onlara hayran olan insan sayısı daha fazla. Kişi sayısı fazlalaştığı zaman egoların devreye giriyor ve “Evet ben koskoca Merih Ermakastar’ım” diyorsun belki bilmiyorum. Benim için her dönemde “ A ben bu çocuğu bir yerden tanıyorum” durumu oldu “A bakın Merih Ermakastar” demiyor kimse ve ben bundan çok mutluyum.

Ben nasıl bakıyorum, özel hayatıma müdahale olmadan yaptığım işlerle ilgili bir fikir sunuyorsa, takdir değil, söyleyecekleri sözleri varsa söylemeleri gerektiği işte bunun benim için bir uyarıcı, teşvik edici yanı olduğunu düşünüyorum. O zaman onların varlığı daha çok hoşuma gidiyor.

Nasıl diyebilirim, bir kontrol mekanizması gibi görmeyi seviyorum. Kendimi kontrol mekanizması değil. Etrafımdaki insanlar özelikle aile ve çevredeki arkadaşlar genellikle doğruyu çok net söyleyemezler. Hep daha olumlu yanından bakmaya çalışırlar. Seni gerçekten de seviyorlarsa ama herhangi bir ailevi bağ yoksa ve çevrende değillerse daha net ve belki de daha patavatsızca söyleyerek aslında doğruyu söylerler.Ama herkes o sınırı çerçeveyi tutturamayabiliyor.Ama haddi fazlaca asmadan o sınır korunduğunda ben çok daha fazla değer veriyorum.

Serdar Ortaç ile çalışmanın artıları ve eksileri nelerdir?

Mesela, beni şaşırtan bir insan. Çünkü inanılmaz derecede müziği yani kendi yaptığı işiyle yaşayan, çok profesyonel, benim çevremde müzik piyasasında işine saygısı bukadar fazla olan gördüğüm iki üç tane insandan bir tanesi ve çok üretken. Yani hani bizde bir söz vardır tıkırtıya göbek atar ya insanlar. Serdar da beyninde geçen tıkırtıya söz yazan bir insan. Her an her şeyi yazabilir. Özellikle sözlerini çok beğeniyorum. Profesyonel olarak bunu yapıp, belli bir yerde olan ve bunu sunabilen çok az isim var.

Eksileri şuana kadar hiç olmadı. Birçok sanatçı ile çalıştım, trompet çalarak fakat daha önce hiç kimse beni bu kadar ön plana itmedi. Enerjiyi paylaşmayı seviyor sahnesinde. Benim de onun sahnesinde olmamın sebebi, onun sahnesinde eğlenmemin sebebi onun bu düzgün enerjisi ve paylaşımı sevmesinden dolayı.  Şuanda hiçbir eksisi yok Ancak insanlar beni oyunculukla tanıdıkları için belki de “Allah Allah neden vokalistlik yapıyor?” diyebilir. Ancak yaşayan ben olduğum için, bunu en iyi ben anlayabilirim. 

 

Mesleki anlamda da eğitim anlamında da gayet donanımlı bir insansınız,  yeteneğiniz de var, aynı zamanda bir şeytan tüyü de var sizde, olmanız gerektiğini düşündüğünüz yerde misiniz şuan?

Donanımıma göre kendimle çatışma haline girdiğim dönemler oluyor. Bu kadar çok şey yapıyorsun, bu kadar çok eğitim almışsın, iki bölüm birden bitirmişsin, yapmış olduğun işler ortada. Şuanda yolun başında; ama yolun başında olmasıyla beraber yerinde sayan, beşinci altıncı senesinde oyunculuk yapmaya çalışan; ama hiç adı duyulamamış insanlar görünce şanslı olduğumu düşünüyorum.

Ben şuan ki yerimden memnunum. Çünkü ben “Türkiye’nin en ünlü ünsüzlerinden bitanesiyim.” Bu biraz iddialı bir cümle oldu belki ama şöyle düşün ki etrafında seni takip eden kamera yok; ama ona rağmen birçok insan seni tanıyor. Mesela geçen bir arkadaşımla konuştuğumda şunu söyledi bana ” Sen aklımıza geldiğin zaman hep gülümseme geliyor içimizden” dedi. Bunu insanlara bırakabilmek çok önemli benim için. Bu dünyadan gittikten sonra, arkadan da senin hakkında iyi şeyler konuşuluyorsa bu benim için doğru yetiştirilmişlik, doğru çevre, önüne gelmiş olan negatifliklere ya da kötü alışkanlıklara kapılmama olarak geri dönüyor.  İnsanların benim hakkımda kötü düşünmemesi benim için çok önemli. Kıskanç biri olduğumu düşünmüyorum, mesleki hırslarım tabiî ki var, tabiî ki olmak istediğim yerler çok farklı. Sadece bir yeri seçmiş olsam o yerde sivrilip diğer yerlerde de sivrilebileceğimi biliyorum. Bitanesini seçsem ötekiler zaten gelecektir belki. Ama öyle olmuyor. Anne, baba müzisyen, 8 yaşında hayatına kamera, 9 yaşında piyano giriyor ve devamı da geliyor işte. Kararı size bırakıyorum. Hangisinden nasıl vazgeçilebilir ki.

 
 
 

 

 

domain