|
MERİH ERMAKASTAR
Mimar Sinan
ve Bilkent Üniversitesi Trompet ve Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro
Bölümü’nü bitiren Merih Ermakastar, kendisini “En ünlü ünsüz” olarak
tanımlıyor. Sanatın birçok alanında çalışmış ve yer edinmiş bir
isim. Sağlam adımlarla ilerlemeyi tercih ediyor.
Şu güne
kadar çeşitli röportajlar yaptım. Ancak sanırım en zoru oldu benim
için. Bunların sebeplerinden biri kişisel olarak tanıdığım bir isim
olması diğeri de sadece bir alanda ismini duyurmuş olmaması.
|
Röportajda kendi internet sitesinde bulunan sevenlerinin de
yolladığı birkaç soruya yer verdim. Çünkü sorularımla yanlı
davranmak istemedim. İnsan tanıdığı, sevdiği, örnek aldığı,
her önemli olayında kendisine danıştığı biriyle röportaj
yapınca dengeyi zor tutturuyormuş. Bu röportajın iyi çıktığını
düşünmemin sebebi Ermakastar’ın sabrı, iyi niyeti ve
değeridir. Hatta benim yazı yazmaya başlamamın, . |
 |
|
yazılarımın yayımlanmaya başlamasının ve röportajlar yapmaya
başlamamın sebeplerinden biri de kendisidir. İlerde istediğim
yerlerde olursam da en büyük sebeplerinden biri yine kendisi
olacaktır |
Yazılacak
çok şey var tabi ama röportaja dönmek istiyorum artık. Keyifli bir
ortamda, çok yönlü bir röportaj…
Sizi hem
dizilerde, hem sahnelerde, hem müzik hayatında gördük şimdiye kadar.
Tek başınıza yapmış olduğunuz bir televizyon programınız da vardı.
Hem oyunculuk hem müzik? Peki, hangisi asıl?
İkisi de asıl
benim için. Ayrıca bir asıl olan şey de var ki o da dublaj. O da
artık asıl. Birisinden vazgeçebilme gibi bir lüksüm yok. Evet,
enerjim bölünüyor, ama hepsini yaparken aynı hazzı alıyorum Bu çok
önemli bir şey.
Oyunculuk
okuduktan sonra, gitar çalmayı öğrenip müzisyenlik yapsam ve
“Hangisi önemli senin için?” dense tabiî ki oyunculuk. Ya da
müzisyenlik yapıyorum, aynı zamanda da dizilerde oynuyorum. Yine
sorulsa “Tabiî ki müzisyenlik” dersin. Ama ikisinin de eğitimi
konservatuardan temelden aldığın zaman, tadını en dibinden aldığın
zaman buna karar verebilme şansın olmuyor.
İkisinden de
vazgeçemiyorum. Ben oyunculuk yapmayı çok seviyorum. Tiyatro çok
kutsal. Ben özel tiyatrolarda da tiyatro yapmayı denedim. Yapmış
olduğum emeğin karşılığını alamadığımı gördüm. Bir emek veriyorsan
bunların karşılığını hem alkış olarak hem de maddi olarak almalısın.
Ben eskiden her zaman manevi hazlardan hoşlanan bir insandım. Fakat
yaş büyüdükçe maddiyat maneviyatla dengeleniyor.
 |
Ama bunu
bütün tiyatrocular yaşıyor!
Evet, hepsi
yaşıyor. Ben üniversitede okurken de söylüyordum. Dublaj da
yapıyordum, dizide oynuyordum. Ama bunları yapmamım bir sebebi
vardı. Ben Mersin Devlet Opera Balesi’nde trompet
sanatçılığından kadrodan istifa ettim. Yani 17 yaşında girip
21 yaşında istifa ederek, 3 senelik genç de olsam bir hayat
tecrübem vardı. |
| Tiyatro
bölümünden mezun olduktan sonra zaten bunları yapacağımızı
biliyordum. Konservatuar tiyatro bölümüne giren her genç
arkadaş mezun olduktan sonra kapıda bütün tiyatrolar mezun
insanları bekliyor sanıyor. Yok, aslında böyle bir şey.
Okurken o heyecanla okuyorsun belki; ama ordan çıktığın zaman
sizi bu beklemiyor. Ben bunun bilincinde olarak oraya gittim.
|
Oyunculuğun
temelini, eğitimini öğrenmek için gittim. O dönemde sınıf
arkadaşlarımdan bazıları benimle sahne çalışmadılar. Ben dizide
oynuyorum diye ya da dublaj yapıyorum diye. Ama mezun olduktan sonra
dublaj yönetmeni oldular. Ya da dizilerde yer bulmaya çalıştılar. E
zaten yaptıkları da çok doğal ve normal şeyler
Buna istersen o dönemki öngörülerinmiş ve doğru çıkmış de, iş
tecrübesi de, hayat tecrübesi de ama bir gerçek var ki o da bu.
Peki, onlar
bunları bilmiyorlar mıydı?
Farkında
değillerdi. Çünkü liseden mezun olup oraya geliyorlardı. Özellikle
benim okuduğum dönemde çok değerli hocalarla çalıştık, hep önce
okul, önce tiyatro, önce burası, hep öncesi vardı okulun. Ama üçüncü
sınıfa gelene kadar genellikle böyle.
Ben yine
oyunculuk müzisyenlik ayrımına gireceğim ısrarla belki ama. Bu
ikisinin yükü sizi yormuyor mu, beyin olarak?
Evet, çok zor.
Ancak diyelim ki oyunculuk yapıyorsun ve bunu yaparken müzisyenliği
özlüyorsun. Beste yaptığın zaman oyunculuğu özlüyorsun. Dublaja
girersen de “Özlemişim” diyorsun. Ama sadece dublaj yapsan, dublaj
senin için hayatta bir rutin olacak. Aslında çok meslek sahipli
olmak senin hayata karşı daha açık görüşlü olmanı ve potansiyel
olarak daha istekli çalışmanı sağlıyor. Zaten bunlar birbirinden çok
uç olmadığı için zorluk olmuyor.
Bu dallarda
asıl hedef nedir peki?
Kendi yapmış
olduğum müziklerden oluşan albümüm olmasını, performansımı tam
anlamıyla gösterebileceğim rollerde oynamayı ve gerçekten çok önemli
rollerde oynayan insanlara ses vermeyi istiyorum. Buraya gelene
kadar yani beş altı yıl öncesine kadar hep “Bunda da, şunda da,
bitanesinde de çok iyi olmaktansa hepsinde iyi olmayı tercih ederim”
diyordum. Şimdi de diyorum ki “Ben kendime göre, belli bir noktaya
gelmiş, iyi orta ya da vasat sayılabilir; ama benim görüşüme göre
hepsinde iyi denen, gelinmesi gerekebilecek bir noktayı tutturdum.”
. Şimdi hedefim bu çıtayı bir üste daha çıkarmak. Bunların hepsinde
çok iyi ya da iyinin üstünde olmak.
Binbir Gece
dizisinden sonra da yine başka bir projede hem senaryosuyla, hem
ekibiyle çıtayı yine orda da yükseltip güzel bir rol oynayabilmek ve
o rolün hakkını verebilmek istiyorum E orda da popüler olursun, ama
orda da yapabileceğin bir şey pek yok artık. Ama bu fikirlerim
değişmeyecektir. Yaşayış şeklimin değişmemesine özen göstereceğim
tabi.
|
Sizi
izleyenlerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Çemberimde
Gül Oya, Üzgünüm Leyla, Binbir Gece dizilerini izleyenler bana
hep olumlu tepkiler yolluyorlar. Ve hep akıllarında kaldığını
belirtiyorlar. Rolüm çok fazla olmamasına rağmen orda o rolün
hak ettiği şekilde davrandığımı söylüyorsa insanlar yine iyi.
Yine başka bir insanı seslendirirken “Ben kendi seslendiriyor
sanıyordum” diye yönetmene iletmesi insanların bu bana çok
büyük haz veriyor.
|
 |
| Duruşunu çok iyi
belirlemen gerekiyor ayrıca. Bir anda parlayıp bir anda yok
olan o kadar çok insan var ki. Medyada orda burada görünüp,
çok önemli dizinin çok önemli oyuncusu olunabilir, korkunç
paralar da kazanılabilir. Son model arabalara binip
dolaşabilirsin Ancak iki yıl sonra kaybolabilirsin. Çünkü
boşsun. Sonra arabanı da satıyorsun. |
O şekilde
geldiğin zaman insanlar senden bir süre sonra bunalıyorlar. Popüler
kültür dedikleri de bu işte. O anda popüler. Sonra at çöpe gitsin.
Öyle olmamak için de sindire sindire yavaş yavaş gelmek gerektiğine
inanıyorum eğer bir yere gelinecekse.
Sizi
en son “Kuğular Şarkı Söylemez” oyununda gördük.
Evet, ben oyunu
ilk okuduğumda çok etkilendim. Metin gerçekten çok özel,
mesajlarıyla, karakterleriyle belli bir yere oturmuştu. O yüzden çok
beğendim. Okuduğumdan oynadığım rolü benim oynamam gerektiğini
düşünmüştüm zaten. Nasıl oynayabileceğimi düşündüm. Oyundan sonra
gelen olumlu ve olumsuz eleştireler de gayet doğru, dozunda ve
ölçülüydü.
Peki, sonra
tekrar tiyatro sahnesinde görmememizin sebebi tiyatro işinin
çıkmaması mı yoksa diğer işlerin yoğun olması mı?
Dediğim gibi
tiyatro çok emek isteyen bir şey. Karşılığını ülkemizde çok fazla
alamıyorsun. Aylarca vaktini provalara harcaman lazım. Maddi hiçbir
beklentinin olmaması lazım. Ama ben böyle bir şeyi şuanda
düşünemiyorum maalesef. Çünkü yeni evlendim ve bir tarafta da hayat
devam ediyor. Sen bunları düşünüyorsun. Hayallerini kuruyorsun.
Fakat bir tarafta da hayat devam ediyor ve ev kiranı da provaya
gittiğin gün sayısı ile ödemiyorsun.
|
Bu
mesleklerin olmasaydı başka şunu yapabilirdim diyor musunuz
peki?
Hiç
düşünmedim. Hiç bilmiyorum. Çünkü hepsi hayatım ve çok küçük
yaşta hepsine başladım. Direkt kamerayla 8 yaşında iki filmde
karşılaşınca, 9 yaşında piyano hayatına girince, 12 yaşında
trompetle karşılaşınca böyle düşünme şansın da pek olmuyor
açıkçası.
Bu
röportajda bir farklılık yapmak ve Merih Ermakastar’ın
internet sitesindeki üyelerinden, eğer akıllarında Merih ile
ilgili sorular varsa sormalarını istedim. Şimdiki sorularım
sevenlerinden gelen soruların birkaçı. |
 |
Sevenleriniz
hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben kimseyi
hayran olarak görmediğim için o modda bakamıyorum olaya. Ben onları
arkadaş olarak da değil, aileden biri olarak da görmüyorum. İnce bir
çizgi bu. Adı konulmuyor. Bu popülaritesi daha fazla olan insanlar
için geçerli bir şey. Onlara hayran olan insan sayısı daha fazla.
Kişi sayısı fazlalaştığı zaman egoların devreye giriyor ve “Evet ben
koskoca Merih Ermakastar’ım” diyorsun belki bilmiyorum. Benim için
her dönemde “ A ben bu çocuğu bir yerden tanıyorum” durumu oldu “A
bakın Merih Ermakastar” demiyor kimse ve ben bundan çok mutluyum.
Ben nasıl
bakıyorum, özel hayatıma müdahale olmadan yaptığım işlerle ilgili
bir fikir sunuyorsa, takdir değil, söyleyecekleri sözleri varsa
söylemeleri gerektiği işte bunun benim için bir uyarıcı, teşvik
edici yanı olduğunu düşünüyorum. O zaman onların varlığı daha çok
hoşuma gidiyor.
Nasıl
diyebilirim, bir kontrol mekanizması gibi görmeyi seviyorum. Kendimi
kontrol mekanizması değil. Etrafımdaki insanlar özelikle aile ve
çevredeki arkadaşlar genellikle doğruyu çok net söyleyemezler. Hep
daha olumlu yanından bakmaya çalışırlar. Seni gerçekten de
seviyorlarsa ama herhangi bir ailevi bağ yoksa ve çevrende
değillerse daha net ve belki de daha patavatsızca söyleyerek aslında
doğruyu söylerler.Ama herkes o sınırı çerçeveyi
tutturamayabiliyor.Ama haddi fazlaca asmadan o sınır korunduğunda
ben çok daha fazla değer veriyorum.
Serdar Ortaç
ile çalışmanın artıları ve eksileri nelerdir?
Mesela, beni
şaşırtan bir insan. Çünkü inanılmaz derecede müziği yani kendi
yaptığı işiyle yaşayan, çok profesyonel, benim çevremde müzik
piyasasında işine saygısı bukadar fazla olan gördüğüm iki üç tane
insandan bir tanesi ve çok üretken. Yani hani bizde bir söz vardır
tıkırtıya göbek atar ya insanlar. Serdar da beyninde geçen tıkırtıya
söz yazan bir insan. Her an her şeyi yazabilir. Özellikle sözlerini
çok beğeniyorum. Profesyonel olarak bunu yapıp, belli bir yerde olan
ve bunu sunabilen çok az isim var.
Eksileri şuana
kadar hiç olmadı. Birçok sanatçı ile çalıştım, trompet çalarak fakat
daha önce hiç kimse beni bu kadar ön plana itmedi. Enerjiyi
paylaşmayı seviyor sahnesinde. Benim de onun sahnesinde olmamın
sebebi, onun sahnesinde eğlenmemin sebebi onun bu düzgün enerjisi ve
paylaşımı sevmesinden dolayı. Şuanda hiçbir eksisi yok Ancak
insanlar beni oyunculukla tanıdıkları için belki de “Allah Allah
neden vokalistlik yapıyor?” diyebilir. Ancak yaşayan ben olduğum
için, bunu en iyi ben anlayabilirim.
Mesleki
anlamda da eğitim anlamında da gayet donanımlı bir insansınız,
yeteneğiniz de var, aynı zamanda bir şeytan tüyü de var sizde,
olmanız gerektiğini düşündüğünüz yerde misiniz şuan?
Donanımıma göre
kendimle çatışma haline girdiğim dönemler oluyor. Bu kadar çok şey
yapıyorsun, bu kadar çok eğitim almışsın, iki bölüm birden
bitirmişsin, yapmış olduğun işler ortada. Şuanda yolun başında; ama
yolun başında olmasıyla beraber yerinde sayan, beşinci altıncı
senesinde oyunculuk yapmaya çalışan; ama hiç adı duyulamamış
insanlar görünce şanslı olduğumu düşünüyorum.
Ben şuan ki
yerimden memnunum. Çünkü ben “Türkiye’nin en ünlü ünsüzlerinden
bitanesiyim.” Bu biraz iddialı bir cümle oldu belki ama şöyle
düşün ki etrafında seni takip eden kamera yok; ama ona rağmen birçok
insan seni tanıyor. Mesela geçen bir arkadaşımla konuştuğumda şunu
söyledi bana ” Sen aklımıza geldiğin zaman hep gülümseme geliyor
içimizden” dedi. Bunu insanlara bırakabilmek çok önemli benim için.
Bu dünyadan gittikten sonra, arkadan da senin hakkında iyi şeyler
konuşuluyorsa bu benim için doğru yetiştirilmişlik, doğru çevre,
önüne gelmiş olan negatifliklere ya da kötü alışkanlıklara kapılmama
olarak geri dönüyor. İnsanların benim hakkımda kötü düşünmemesi
benim için çok önemli. Kıskanç biri olduğumu düşünmüyorum, mesleki
hırslarım tabiî ki var, tabiî ki olmak istediğim yerler çok farklı.
Sadece bir yeri seçmiş olsam o yerde sivrilip diğer yerlerde de
sivrilebileceğimi biliyorum. Bitanesini seçsem ötekiler zaten
gelecektir belki. Ama öyle olmuyor. Anne,
baba müzisyen, 8 yaşında hayatına kamera, 9 yaşında piyano giriyor
ve devamı da geliyor işte. Kararı size bırakıyorum. Hangisinden
nasıl vazgeçilebilir ki. |