ÇOK GEREK YOKMUŞ!!!

 
 

 edaatalay@yahoo.com

 


Yaklaşık üç hafta önce “Gençlik ve Tiyatro” konu başlığını tartıştığımız panele değerli panelistler ve dinleyiciler katıldı. Oraya gitme nedenim gençlik tiyatrolarının eksikliğine ve sorunlarına değinileceğini sanmamdı. Fakat bir genç olarak gerekli bilgi tatmini yaşayamadım. Sanki gelen panelistlerin aynı amaç için bir araya toplandığı anlaşılamıyordu. Hep bir ağızdan farklı bir amaç çıkıyor gibiydi. İstenilen bir şey var fakat düzgün yolumuz henüz yok gibiydi ve neredeyse sonuç gençlik tiyatrolarına gerek yoktur gibi oldu. Çünkü öyle bir kısıtlama, gençleri soyutlama gibi bir durum söz konusu olamaz dendi…

Bir dinleyici ve bir genç olarak gençlik tiyatrolarının amacını anlatırken gençlik oyunları demenin daha verimli olacağını hissediyorum. Bahsetmeye çalıştığımız illa ki gençlerin yaptığı değil, gençler için yapılan tiyatrolardır. Her ay tiyatro dergisinde "Dünyadan Gençlik Tiyatroları" başlığı altında araştırmalar yapıyorum ve yurt dışında gençlerle ilgili birçok oyun buluyorum. Çocuk tiyatrolarının onlarda da daha fazla olduğunu fark ediyorum fakat onlar, gençlik oyunları sahnelerken, cinsel eğitimden, aile içi yaşananlara ve uyuşturucuya kadar birçok oyuna yer veriyorlar.

Gençlik tiyatrolarının gereksizliğini düşünen ve bunu panelde ilk olarak kendi garipsediğim tarzıyla dile getiren Yıldız Teknik Üniversitesi Tiyatro Topluluğu yönetmeni Önder Öndemir özellikle vurguladı. Gençleri ayırmak gibi bir soyutlamaya girilmemesi gerektiğini söyledi. Biz ne istersek, neyi oynamaktan zevk alıyorsak onu oynarız dedi haklı olarak. Tabi ki yönetmen de o,oyuncular da onun, ne istiyorsa onu yapsın. Oyunlarını izledim. Devamını dilerim. Yalnız panelde konuşmasını yaparken ki hal ve tavırları bana, emininim ki kendisinin de iyi bildiği “rol çalma” durumunu hatırlattı. O konuşmadığı sıralarda bile yaptığı yüz mimikleri ya da başkası konuşurken ki araya girmesi, onun da istediği gibi dikkat çekmesini engellemedi. Açıkçası Gençlik Oyunlarının ne olduğunu, ya da ne olması gerektiğini daha iyi bilen bir insanın karşımda panelist olmasını tercih ederdim açıkçası.

Gençlik oyunları yazma aşamasında ister istemez oyunların içine, oyunun didaktik olma özelliği gireceği de konuşuldu panelde. Evet, didaktik de olabilir, sanatsal da olabilir kanısındayım. Bunu aşırı yapmadıktan sonra didaktik de olması gerekiyor zaten, tabii ki doğallıktan çıkılmaması kaydı ile.

Panelde panelistler konuşurken, biz dinleyiciler hem dinlerken, hem düşünürken hem de bazen konuşmaya katılırken sadece İstanbul içinde sınırlı kaldığımızı hissettim. Yani gençler sadece İstanbul’un büyük üniversite, ya da lise gençlerinden oluşuyormuş gibi. Ya da gençlik sadece 18 yaşı kapsıyormuş gibi. Hayır, bence bu sınırlamaya da girilmemeliydi. Gençlik Tiyatroları değil, Gençlik Oyunları denilmeli ve Gençlik Oyunları 18 yaşı değil, 13–17 yaş arasındaki gençleri kapsamalı. gençlik sadece biz istanbuldaki şanslı gençlerden ibaret değildir. Bizim gibi olmayan binlerce öğrenci, hiç tiyatro görmemiş çocuklar var. Tiyatronun ne kadar önemli bir eğitim aracı olduğunu vurgulamaya gerek yok sanırım. Eğer İzmir Menemen’deki bir çocuk bile hayatında hiç tiyatro izlememişse ve onun izlememesi için hiç bir yapılmammışsa (ki yapılmaya çalışılıyor), doğudaki öğrencilerimiz için de çok olanak yok demektir. Biz sadece bizden oluşmuyoruz. En azından “tiyatro” ortak dünyamız için de.

Eğer bir genç (13–17) kendi anlayacağı dilde bir oyun izlemediyse, ne Lysistrata’yı ne de Hayvan Çiftliğini anlar. Sonra sınırlı olan sosyal yaşamları içerisinde sadece televizyona yönelip, oradaki dizileri izleyip gidip birbirlerini vururlar. Sıkıldım artık televizyonlarda gençlerin yaptıkları ve yaşadıkları kargaşalardan. Bunlar zaten sürekli  konuşuluyor. O çocuklar, etraflarında farklı hiçbir şey görmedikleri sürece sorunlar doğmaya, büyümeye ve bitmemeye devam edecek. Genel bir sorun belki bu, ama bir şeyler olsun artık. Doğru karar veremeyerek, sadece okulda, ailelerinde ve televizyonlarda gördükleriyle ilerleyerek, hep bir sınır içinde tıkılıp kalacaklar. Sonra 30 sene geçince hayatlarından iki farklı grup çıkacak ortaya. Birinin ağzında puro, boynunda fular, başında şapka, diğerinin de, belinde silah, göğsünde bıçak yara izi, boynunda zincir, peşinde de 8 çocuğu olacak.

Eğer gençlik oyunlarının varlığı, bir sınırlama, gençleri kısıtlama olacaksa, varsın olsun. Öyle bir dönemi geçirsin gençler. En azından bakış açılarında bir farklılık sağlansın. Bu dediğim gibi çok genel bir konu. Fakat kimse bunun gereksizliğini bu kadar basit vurgulamasın rica edeceğim.

Gençlerin söyleyeceği, duymak istediği, görmek istediği, “aaaa tek bu soruna sahip olan biz değilmişiz” demeye ihtiyaç duyduğu birçok nokta var. Sorunlarına çözüm yolu bulabilecekleri konular bile bulunabilir, yazmak ve sahnelemek için.

Hiç olmayan, ya da çok sınırlı olan bir tiyatro türünden bahsettiğimiz için ne gibi yararları olabileceğini düşünmeyi tercih etmek gerekli. Tiyatro sadece entelektüel kesime hitap etmek zorunda değil. Asıl o zaman ciddi bir ayrım ve kocaman bir uçurum oluyor. Gençlik oyunları bu ülkede herkes için gereklidir. Hatta olgunlaşmamış yetişkinlerimiz için de gereklidir.




 

 

GENÇLİK VE TİYATRO

Jeanne d’ark’ın öteki ölümü…

 YERSİZ OYUNCULAR…

"Boşluğa karışmak","Kaybolmak" ve "Ölmek"