|
Yaklaşık üç hafta önce “Gençlik ve Tiyatro” konu başlığını tartıştığımız
panele değerli panelistler ve dinleyiciler katıldı. Oraya gitme nedenim
gençlik tiyatrolarının eksikliğine ve sorunlarına değinileceğini sanmamdı.
Fakat bir genç olarak gerekli bilgi tatmini yaşayamadım. Sanki gelen
panelistlerin aynı amaç için bir araya toplandığı anlaşılamıyordu. Hep bir
ağızdan farklı bir amaç çıkıyor gibiydi. İstenilen bir şey var fakat
düzgün yolumuz henüz yok gibiydi ve neredeyse sonuç gençlik tiyatrolarına
gerek yoktur gibi oldu. Çünkü öyle bir kısıtlama, gençleri soyutlama gibi
bir durum söz konusu olamaz dendi…
Bir dinleyici ve bir genç olarak gençlik tiyatrolarının amacını anlatırken
gençlik oyunları demenin daha verimli olacağını hissediyorum. Bahsetmeye
çalıştığımız illa ki gençlerin yaptığı değil, gençler için yapılan
tiyatrolardır. Her ay tiyatro dergisinde "Dünyadan Gençlik Tiyatroları"
başlığı altında araştırmalar yapıyorum ve yurt dışında gençlerle ilgili
birçok oyun buluyorum. Çocuk tiyatrolarının onlarda da daha fazla olduğunu
fark ediyorum fakat onlar, gençlik oyunları sahnelerken, cinsel eğitimden,
aile içi yaşananlara ve uyuşturucuya kadar birçok oyuna yer veriyorlar.
Gençlik tiyatrolarının gereksizliğini düşünen ve bunu panelde ilk olarak
kendi garipsediğim tarzıyla dile getiren Yıldız Teknik Üniversitesi
Tiyatro Topluluğu yönetmeni Önder Öndemir özellikle vurguladı. Gençleri
ayırmak gibi bir soyutlamaya girilmemesi gerektiğini söyledi. Biz ne
istersek, neyi oynamaktan zevk alıyorsak onu oynarız dedi haklı olarak.
Tabi ki yönetmen de o,oyuncular da onun, ne istiyorsa onu yapsın.
Oyunlarını izledim. Devamını dilerim. Yalnız panelde konuşmasını yaparken
ki hal ve tavırları bana, emininim ki kendisinin de iyi bildiği “rol
çalma” durumunu hatırlattı. O konuşmadığı sıralarda bile yaptığı yüz
mimikleri ya da başkası konuşurken ki araya girmesi, onun da istediği gibi
dikkat çekmesini engellemedi. Açıkçası Gençlik
Oyunlarının ne olduğunu, ya da ne olması gerektiğini daha iyi bilen bir
insanın karşımda panelist olmasını tercih ederdim açıkçası.
Gençlik oyunları yazma aşamasında ister istemez oyunların içine, oyunun
didaktik olma özelliği gireceği de konuşuldu panelde. Evet, didaktik de
olabilir, sanatsal da olabilir kanısındayım. Bunu aşırı yapmadıktan sonra
didaktik de olması gerekiyor zaten, tabii ki doğallıktan çıkılmaması kaydı
ile.
Panelde panelistler konuşurken, biz dinleyiciler hem dinlerken, hem
düşünürken hem de bazen konuşmaya katılırken sadece İstanbul içinde
sınırlı kaldığımızı hissettim. Yani gençler sadece İstanbul’un büyük
üniversite, ya da lise gençlerinden oluşuyormuş gibi. Ya da gençlik sadece
18 yaşı kapsıyormuş gibi. Hayır, bence bu sınırlamaya da girilmemeliydi.
Gençlik Tiyatroları değil, Gençlik Oyunları denilmeli ve Gençlik Oyunları
18 yaşı değil, 13–17 yaş arasındaki gençleri kapsamalı. gençlik sadece biz
istanbuldaki şanslı gençlerden ibaret değildir. Bizim gibi olmayan
binlerce öğrenci, hiç tiyatro görmemiş çocuklar var. Tiyatronun ne kadar
önemli bir eğitim aracı olduğunu vurgulamaya gerek yok sanırım. Eğer İzmir
Menemen’deki bir çocuk bile hayatında hiç tiyatro izlememişse ve onun
izlememesi için hiç bir yapılmammışsa (ki yapılmaya çalışılıyor), doğudaki
öğrencilerimiz için de çok olanak yok demektir. Biz sadece bizden
oluşmuyoruz. En azından “tiyatro” ortak dünyamız için de.
Eğer bir genç (13–17) kendi anlayacağı dilde bir oyun izlemediyse, ne
Lysistrata’yı ne de Hayvan Çiftliğini anlar. Sonra sınırlı olan sosyal
yaşamları içerisinde sadece televizyona yönelip, oradaki dizileri izleyip
gidip birbirlerini vururlar. Sıkıldım artık televizyonlarda gençlerin
yaptıkları ve yaşadıkları kargaşalardan. Bunlar zaten sürekli
konuşuluyor. O çocuklar,
etraflarında farklı hiçbir şey görmedikleri sürece sorunlar doğmaya,
büyümeye ve bitmemeye devam edecek. Genel bir sorun belki bu, ama bir
şeyler olsun artık. Doğru karar veremeyerek, sadece okulda, ailelerinde ve
televizyonlarda gördükleriyle ilerleyerek, hep bir sınır içinde tıkılıp
kalacaklar. Sonra 30 sene geçince hayatlarından iki farklı grup çıkacak
ortaya. Birinin ağzında puro, boynunda fular, başında şapka, diğerinin de,
belinde silah, göğsünde bıçak yara izi, boynunda zincir, peşinde de 8
çocuğu olacak.
Eğer gençlik oyunlarının varlığı, bir sınırlama, gençleri kısıtlama
olacaksa, varsın olsun. Öyle bir dönemi geçirsin gençler. En azından bakış
açılarında bir farklılık sağlansın. Bu dediğim gibi çok genel bir konu.
Fakat kimse bunun gereksizliğini bu kadar basit vurgulamasın rica
edeceğim.
Gençlerin söyleyeceği, duymak istediği, görmek istediği, “aaaa tek bu
soruna sahip olan biz değilmişiz” demeye ihtiyaç duyduğu birçok nokta var.
Sorunlarına çözüm yolu bulabilecekleri konular bile bulunabilir, yazmak ve
sahnelemek için.
Hiç olmayan, ya da çok sınırlı olan bir tiyatro türünden bahsettiğimiz
için ne gibi yararları olabileceğini düşünmeyi tercih etmek gerekli.
Tiyatro sadece entelektüel kesime hitap etmek zorunda değil. Asıl o zaman
ciddi bir ayrım ve kocaman bir uçurum oluyor. Gençlik oyunları bu ülkede
herkes için gereklidir. Hatta olgunlaşmamış yetişkinlerimiz için de
gereklidir.
|