|
İlginç bir başlık oldu belki? Ama aslında
bu bir başlık değil, bir topluluğun ismi. E bu isim de, “Oyuncuların
yerleri mi yok? Yoksa nerde ne yapacaklarını kestiremediğimiz bir grup mu
bunlar?” diye soru işaretleri oluşturdu aklımızda. Yaklaşık 6 ay önce
izlemeye başladığım bir topluluk. İzlemeden önce bu kadar çok dikkatimi
çekmelerinin sebebi yaptıklarının tiyatronun en çok sevdiğim çalışmalardan
biri, “DOĞAÇLAMA OYUN” olmasıydı.
İsimlerinin YERSİZ
OYUNCULAR olmasının nedeni, çevrelerinde gelişen olayların onlara
kendiliğinden bir ad getirmesi ve temel sorunları olan yer sıkıntısı
çekmeleriydi. Yani bu isim de doğaçlama bir şekilde oluşmuştur. Fakat
artık oyunlarını sahneleyecek yerleri de var: Yersiz Oyuncular Tiyatro
Atölyesi (YOTA).
Her biri farklı
meslek gruplarında bulunan isimlerden oluşan bir topluluk. Doğaçlama
çalışmalarını bir bütün haline getirip sunuyorlar bize. Nasıl mı?
Ellerinde hiçbir metin yok, hiçbir hazırlıkları yok. sadece bildikleri,
yapacakları o anda seyircinin belirttiği belli başlı kelime, mekân ya da
zaman kavramalarıyla şekillenecek.
Seyirci soyut ve somut kavramları bir
kutuya atar, oyuncu kutudan herhangi bir kâğıdı çekip o kâğıttaki kelimeyi
oynamaya başlar ve seyircinin fikir yönetmenliğinde oluşan bir oyun çıkar
ortaya. Bunun gibi birçok oyun, anlık biçimde sergileniyor. Seyirci de
bazen aktif şekilde oyunlara katılabiliyor. Oyuncu her an farklı
hareketler yapmak zorunda. Bazen “zeytin çekirdeği çıkarma makinası” gibi
bir ev eşyasını(?) bir cümleye yerleştirmekte, bazen de “su aygırı ve
hamster” hayvanlarının arkadaşlıklarını bize göstermektedirler. Ne olup
biteceği belli olmuyor çoğu zaman. Eğer seyirci yaratıcıysa, zor ve zeki
bir seyirciyse, oyuncular için daha zor ama daha zevkli oluyor bence
oynamak. Daha önceden saptanan hiçbir şeyleri yok. Deneyimleri sadece
yüzün üzerinde doğaçlama oyun oynamalarına, genel kültürlerine ve tabii ki
pratik zekâlarına dayanıyor.
Oyun sırasında biz
seyirciler de merakla gelecek olan diğer fikirleri bekliyoruz ve biz
olsaydık ne yapardık diye düşünürken, ya bizden daha iyi ya da bizimle
aynı olan düşünceyi sahnede canlandırdıklarını görüyoruz. Hızlı ilerliyor
her şey.
35 kişilik bir kafede
izlenebiliyor oyun. Doğallık sadece oyun içinde değil, oyun öncesi, arası
ve sonrasında da sürüyor. Büyük bir sıcakkanlılıkla seyirciyi karşılayan
oyuncular, oyun arasında çay ve kahveleri de kendileri hazırlıyor bizlere.
Bu da belki onların dikkat çeken yönlerinin küçük bir kısmı.
Fakat aklıma takılan ufak bir nokta var ki; soyut ve somut kavramları
anlatırken, kelimeleri olduğu gibi söylemek yerine, daha dolaylı yollardan
seyirciye aktarmaları gerektiği. Çünkü onlar belli kavramları oynuyorlar
ve o kavramın ne olduğunu anlamamızı bekliyorlar. Eğer bunu daha
zorlaştırarak yaparlarsa, seyircinin gülmesini sağlamanın yanında daha çok
düşünmesine olanak vereceklerdir. Ve birbirlerini dondurup birinin
diğerinin yerine geçtiği anlar var. Tabiî ki amaç hızlı düşünüp hızlı
gerçekleştirmek; fakat bir an önce yer değiştirmek yerine, birbirlerine
oyunlarını biraz daha oynamalarına olanak tanırlarsa, oyunculuklarını daha
çok hissettirebileceklerini düşünüyorum.
Genelde
yazılarımda biraz eksik kalabileceğimi düşündüğüm için, hakkında yazdığım
oyunları sizin de izlemenizi istiyorum. Fakat YOTA’nın sergilediği
doğaçlama oyunu 3 kez izledim ve her birinden farklı güzel tadlar aldım.
Defalarca izlemekten de hiç sıkılmayacağım eminim. Ayrıca tiyatroya yeni
başlayan arkadaşlarıma, lise ve üniversite tiyatro topluluklarında
olanlara ve bütün meraklılara bir ders izliyorlarmış gibi bu grubu
izlemelerini öneriyorum.
Not: Haftaya YOTA’nın ne olduğunu, kimlerden oluştuğunu, ne
yaptıklarını ve daha neler yapmak istediklerini, onlarla röportaj yaparak
daha detaylı aktaracağım.
|