|
Son üç...???!!!
İnsan, kadın, erkek, gürültü, sessizlik, kavga, kahkaha hayatta. Sıkıca
bağlanmak hayata ve bıkmak artık hayattan. Ama kim istemez ki son terkeden
kişi olmayı dünyayı ya da hiç bırakmamayı orayı. Ölümsüzleşebilmeyi, o da
olamayacaksa ömrü daha da çok uzatmayı.
Peki, zaman ilerledikçe, yaşananlar tekrarlandıkça, tekrarlar da başa
alındıkça neyin farklılığı kalır ki bu hayatta? Sevilenler, gidenler,
geçen yıllar ve eski olan her şey ANLAMlarıyla unutulduysa neye gerek
devam etmeye hayatta. Yıllarca, yüzyıllarca,2000li yaşlara varıncaya kadar
kalmaya.
Hayatın, düşüncelerin bir kısmı ile ilgili bir rehber bize Berkun Oya’dan.
Kendisinin
yazıp-yönettiği, Ahmet Uğurlu, Ülkü Duru ve Ali Atay’ın izleyiciye
sunduğu, İstanbul Devlet Tiyatrosunun Oda Tiyatrosu'nda sahnelenen "Yangın
Duası" adlı tiyatro
yapıtı bu rehber.
Oyuna karşı olan ilk merak Ahmet Uğurluyu sahnede izleyecek olmanın
getirdiği heyecanla oluştu bende. Fakat salona girdikten sonra o merakın
çok büyük
bir beğeniye dönüşümü gerçekleşti. Bütün oyuncuların sahnelerindeki
performansları etkileyiciydi.
Üç farklı cinsin öyküleri eşliğinde kaybolmak, boşluğa karışmak, ölmek
kavramlarını işliyordu oyun.
Sanırım dünya yavaş yavaş kayboluyordu.
Git gide boşluğa düşen insanlar ve boşluğa karışıp gitmemek için çareyi
ölümde bulan ama birtürlü bunu beceremeyen insanlar. Birbirleriyle hep bir
çatışma içinde; ama tehlikeyle karşılaştıkları anda birbirlerine sıkı-sıkı
tutunma içindeler. Yaptıkları sadece ölümü istemek ve çeşitli araçlarla
birçok kez ölmeyi denemek. Çünkü artık yorulmuşlar hayattan, bildiklerini
unutur duruma gelmişler. Zaman onları yavaş yavaş delirtmeye bile
başlamış.
Ve sonunda onlar da "boşluğu karışıp" , "kayboldular".
Bu üç karakteri canlandıranlar hem oyunun hakkını verdiler hem de kendi
harcadıkları o onca emeğin karşılığını seyirci üzerinde bıraktıkları
etkiyle
aldılar.
Tabi ki bir de Berkun Oya.
O ilginç program "Defakto"daki tarzıyla dikkatimi çeken Berkun Oyayı böyle
bir yapının içinde görmek açıkçası pek şaşırtmadı beni. Ama oyun çıkışı
dekor, kostüm tasarımı ve ışık sisteminin de güzelliğinden konuştuktan
sonra bunların hepsinin de Berkun Oyaya ait olduğunu öğrenmek "Gerçekten
iyi" dedirttirdi bana.
Sahnede hiç dekor olmamasına rağmen üç karakterin, sahneyi o denli iyi
doldurmaları ve oyunda abartı içindeki tatlı doğallıkları tekrar
izlenmeye değer sanırım.
***
Yazım neredeyse bitti; fakat oyundan mı, oyunculardan mı, yoksa yönetmen
Berkun Oya’dan mı daha çok bahsetmem gerektiğini bilemedim. Hepsinden bir
şeyler yazmaya çalıştım; ama yine biraz eksik kaldı sanırım. O zaman oyunu
siz de izleyin ve benim eksiğimi tamamlayan siz olun.
***
Ve son birkaç cümle...
27 Mart Dünya Tiyatro Gününü kutlayacağız bu hafta.Tiyatro herzaman en çok
ilgi duyduğum sanat dalı oldu ve nedense tiyatro izleyicilerinin herkesten
oluşmaması gerektiğini düşünürum.Tepki alabilecek bir cümle belki bu,Fakat
"her karşılaştığımız insan tiyatro sanatçısı olamıyorsa,gördüğümüz ya da
görmediğimiz her yüzün de tiyatro izleyicisi olmasına gerek yok.Tiyatroyu
bilen,,hisseden ve isteyenler zaten
tiyatrodaki koltuklarımızın yanında yer alıyor.
Aslında bu düşüncem de değişiyor belki.Bu söylediklerimin tam zıttını
anlatan bir yazı yazmayı çok istiyorum.Yavaş yavaş gelişiyor düşüncelerim
ama bunları da buraya yazmalıydım.
Bütün tiyatro oyunlarının, oyuncularının, sahnelerinin ve izleyicilerinin
dünya tiyatro gününü kutlarım.
Not: Oyunda artık Ahmet Uğurlu’nun yerine yönetmen Berkun Oya
oynamaktadır. |