Jeanne d’ark’ın öteki ölümü…

 
 

 edaatalay@yahoo.com

 

Sahnede ilk defa izleyecektim… Haluk Bilginer Tanrı’yı oynayacakmış bu oyununda ki sahnelemeden önce Tanrı’yı gözlemledim diyerek. Onu görmeye mi, izlemeye mi, dinlemeye mi yoksa hayran kalmaya mı gidecektim tam bilmiyordum. Gideceğim oyuna büyük bir tiyatro ilgim olmasına rağmen tiyatro diye bakmaktan ziyade “Haluk Bilginer’i izlemek” diye bakıyordum. Çünkü çok fazla oyuna gitmeye çalıştığım için her oyuna ya da bir oyuna 15 milyon verme lüksünü öğrencilik yaşantımda bulmuyordum kendimde. Demek ki gerçekten tek ya da en büyük nedeni Haluk Bilginer’di bu oyuna gitmemin.
Aslında şimdilik Haluk Bilginer’den bahsetmek yerine oyundan bahsetmek gerek…
Jeanne d’ark’ın öteki ölümü… Stefan Tsanev’in yazdığı Kemal Aydoğan’ın yönettiği oyun.
“Jeanne Domreymli çoban kız. Bakire Jeanne. Orleanslı bakire. Tanrı ile konuştuğunu, Tanrının kendisine ülkesini kurtarması gerektiğini söylediğini iddia eden bakire Jeanne. Dolayısıyla da kâfir olduğu ileri sürülen ve günahlarını itiraf etmesi beklenen kız. Kilise tarafından yargılanan, ölümden kurtulması için de benliğinden, düşüncelerinden vazgeçmesi beklenen, ayaklar altına gelmesi ve ikiyüzlü yöneticilerin ayaklarını yalaması beklenen Jeanne.
Jeanne’ın yargılanmasını beklerkenki içinde bulunduğu psikolojik durum yaptığı monologlarla hissettirilir. Devamında Jeanne Tanrı ile tekrar yüz yüze gelir ve aralarına insanoğlunu simgeleyen cellat da katılır. Tanrı, akıllı,inatçı bir kız ve fırsatçı,korkak bir cellatın diyalogları anlatılır oyunda.Hepsi kendi inandığı yoldan gitmeyi tercih ederler ve bu yolları bazen esprili,bazen de düşündürücü! bir dille aktarırlar. Oyunun sonundaki küçük sürprizle de seyirciyi şaşırtır bu üç karakter.”
Haluk Bilginer,Esra Kızıldoğan ve Emre Karayel’in sahnelediği oyunda bazı noktalar dikkatimi çekti.Değişen kadro yani Jeanne Darc’ı canlandıran Tülay Günal ve cellati canlandıran Güven Kıraç’ın oyundan ayrılması sanki onların yerine gelen oyuncuların oyuna pek alışamadıklarını hissettirdi.Özelikle cellat (Emre Karayel) sanki sadece ezberleyip sahneye çıkmış ve oyuncu doğallığının dışında,inanmadan oynadığını hissettiğim rol yapmak durumu seçmiş gibi geldi.
Esra Kızıldoğan’ın oynadığı Jeann’ı oynamak zordu tabiî ki;fakat iyi çalışılmış bir performans göstermiş.Belli iniş çıkışları çok yapan oyuncunun ateşte yandığını anlatırken ki hissettirdiği gerçek duygu tüylerimi diken diken etti.Bu etkinin birazının ışık ve ses olduğunu vurgulamak gerek.
Tekrar Haluk Bilginer;
Başta da belirttiğim gibi tek nedeniydi belki de bu oyuna gitmemin Haluk Bilginer. Gerçekten büyük beklentilerle gittim. Ve o harika performans! Çıkardığı sayısız ses.Zeki,akıllı,esprili bir Tanrı olarak karşımıza çıkması.Bir yandan da alıştığımız Haluk Bilginer.E zaten biliyordum Haluk Bilginer’in çok iyi olduğunu.Beklediğim daha farklı bişeydi belki de.Haluk Bilginer bunu da mı yapıyor demek istiyordum;ama diyemedim.Bu bir hayal kırıklığı tabiî ki değil.Anlamlandıramıyorum.

Oyun içinde yer alan 21.yüzyıla dayanan espriler beni o anlık güldürse de,onların arkadaşlarım arasında yaptığım,yapabileceğim esprilerden daha düşündürücü olmasını tercih ederdim.Fakat burada asıl önemli olan Tanrının bu şekilde kolay ve zeki biçimde bunu dile getirmesi.Oyuncunun seyirciye bu denli rahatlıkla bunu göstermesi güzel olan.
Sanırım birkere daha izlemem gerekiyor oyunu… Tanımlayamadığım yerler kalmış olabilir.Başka bir taraftan Tanrı’nın bu denli işlenmesi,bu kadar kolay dile gelmesiyle ilgili eleştiriler duydum.Küstahca bulunduğu,cesaret işi olduğu söylendi.Fakat bana hiçbir rahatsızlık vermedi.Sadece bazı şeyleri basitçe dillendirmek içindi bunlar.Tanrı’nın aslında o kadar korkulacak olmadığını,insanın Tanrı yerine kendisinden korkması gerektiğini,herkesin istediği yolu aslında kendisinin seçtiğini anlatıyordu.Tekst kısaltılmış gibi hissettirse de,gerçekten çok önemli noktaları yormadan anlatan ve İstanbuldaysak ve gidebiliyorsak izlenmesi gereken bir oyun Jeanne Darc’ın öteki ölümü…